8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Kutlu Olsun

Üretken,
Mücadeleci,
Katılımcı emeğin
KADIN temsilcileri ile
tüm KADINLAR;
her gününüz
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün
heyecan, güzellik ve mutluluğunda olsun…

KOOP – C Yönetim Kurulu

Reklamlar

İnsan Odaklı Siyaset…

İNSAN ODAKLI SİYASET…                 Erdal Atabek (23 Ağustos 2013)

18 Ağustos 2013 Pazar günü Silivri Cumhuriyet Evleri’nde İlhan Selçuk Kırevi’nde ‘Seçimlere Doğru’ konulu önemli bir toplantı yaptık.

Cumhuriyet Halk Partisi İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı ile Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar konuklarımız oldular. Kooperatifimizin iki II. Başkanı da Nevzat Yıldıran ve Kemalettin Çelenk katılımcı olarak yer aldılar.

Benim yönettiğim toplantıda İl Başkanı sayın Oğuz Kaan, hedefini açık koydu: “Biz kazanmak istiyoruz”.

Bu üç sözcük de çok önemlidir:

“Biz”, bütün örgütümüz, bütün yandaşlarımız,bütün gönüllülerimiz demektir. Ülkesini bu zorbalıktan kurtarmak isteyen herkes demektir.

“Kazanmak”, çok önemli bir hedeftir. Duruma razı olmama iradesinin sözcüğüdür.

“İstiyoruz” sözcüğü de çok güçlü bir enerjinin dile gelişidir. İstemek, bu güçlü enerjiyi hedefe yöneltmek, kazanmanın kesin koşuludur.

Peki, nasıl kazanacaksınız?

Bunun yanıtı da hem İl Başkanı’nın hem de Belediye Başkanı Özcan Işıklar’ın sözlerinde açıklanıyordu:

“İnsana giderek, insanla konuşarak, hiçbir ayrım yapmadan, bu benden-bu ondan demeden değer vererek, hizmet götürerek kazanacağız.”

“İnsan odaklı siyaset” budur.

 

  •                *                   *

Bu görüşe karşı olan önemli görüşler de vardır:

“İyi de, ilkeler nerede kaldı? İlkeli siyaset yapmazsanız eleştirdikleri-nizden ne farkınız kalır? Bizim bir farkımız yok mu? Siz bu farkı ortadan kaldırırsanız nasıl olacak?”

Burada gözden kaçırılan nokta şudur ki:

İlkeler insan için vardır. Eğer “ilkeler” ile “insan” birbirinden ayrı düşüyorsa önce ilkelerinizi tartışmanız gerekir. İlkelerinizi soru sormaya, tartışmaya, gerekirse değiştirmeye kapatırsanız o da bir inanç olur. Eğer siz ilkelerinizi tartışmaya kapatır da “insan”ı tartışmaya başlarsanız sonuç alma olanağınız yoktur.

Sürekli kaybetmenizin sorunu da buradadır.

Önce insan!

Yaptığınız,yapmak istediğiniz,yapmaya çalıştığınız her şey “önce insan” için olacak.

Aydınlanma kültürünün özü de budur.

Aydınlanma, insan yaşamını, toplum yaşamını insanüstü güçlerin elinden alıp insan iradesine vermenin adıdır.

İyi de ya insanlar bunu bilmiyorsa,ya insanlar bunu istemiyorsa?

Her zaman çağların ve toplumların sorunu bu olmuştur.

Ama burada insana güveneceksiniz.

Siz çalışacaksınız, o görecek.

O görür de, yeter ki siz çalışın.

 

  •                 *                *

Yeter ki,yollara dikilen engel siz olmayın.

Yeter ki, kişisel egolarınızı ortak amaçların önüne çıkarmayın.

Yeter ki, kazanmanızı, yanınızdaki arkadaşın kaybından beklemeyin.

Yeter ki, ben olmazsam hiçbir şey olmaz demeyin.

Yeter ki enerjinizi yapmak yerine tartışarak tüketmeyin.

Yeter ki örgütsel çalışmanın ne demek olduğunu anlayın.

Yeter ki “birileri yapsın, biz de görelim” kolaycılığına düşmeyin.

Yeter ki, ne yapsan olmuyor çukuruna yaslanmayın.

Yeter ki, her şeyi değiştirebileceğinizi bilin.

Her şey değişir.

Yeter ki isteyin.

Yeter ki çalışın.

              Hepsi budur…

e-mail:erdalatak@gmail.com

tel.: 0554 694 1339

Başkan Dr. Erdal Atabek’in Yazısı

Sorun Başbakan mıdır?

 

Sorun Başbakan mıdır?

Sorun Gezi Parkı mıdır?

Başbakanın sert tutumu, öfkeli davranışları, aşağılayıcı dili elbette sorundur. Ama orada odaklanan bir algının yanıltıcılığı gözden kaçıyor. Sanki başbakan tutumunu, davranışlarını, dilini değiştirirse her şey çözümlenecek. Ya da başbakan değişse, bir başka AKP’li başbakan olsa her konu yoluna girecek.

Eğer -olmaz ya- bugün başbakan, Gezi Parkı’nı gençlere bıraksa, yönetimini onlara verse, adını da Özgür Gençlik Parkı koysa hem kahraman olacak hem de ülkedeki demokrasi kanıtlanmış olacak. Öyle mi? Elbette ki değil.

Eğer ağaca bakarken ormanı göremezseniz büyük bir yanılgı içine düşersiniz.

Sorun ne başbakandır ne de Gezi Parkı!.

Onlar simgelerdir.

Sorun, Türkiye’de Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının getirdiği Rönesans ve Aydınlanma Kültürü’nün ortadan kaldırılarak yerine Din Esaslarına Dayalı İtaat Kültürü’nün konması çabasının yarattığı gerilimdir.

Ülkenin her yerinde, her yaştan yurttaşların karşı çıktığı, Gezi Parkı’nda öncelikle gençlerin simgeleştiği direnişle ortaya çıkan çatışmanın temel nedeni budur.

Bütün AKP iktidarı döneminde adım adım ama belirli bir planla, her alanı dayatmayla ele geçirme hedefinin amacı da budur. Bu hedefe giden yolda her şey taktiklerle kullanılmıştır. İçeride solcu liberaller, sağcı liberaller, ortadaki kaygısızlar, muhafazakar kesimler, dışarıda Avrupa kamuoyu ve Amerika kullanılmıştır.

Bir bölümüne “darbelere karşı demokrat” olarak yaklaşılmış, bir bölümüne “ulusalcılığa karşı küreselci” görünmüş, geri kalanına “dine dayalı ahlak” anlayışı gösterilmiş, bu arada sürekli olarak “hakkı yenmiş öfkeli” tavırla seslenilmiş, yapılan yolsuzluklar, yandaşlara sağlanan büyük ekonomik çıkarlar yaygarayla örtülerek gizlenmiştir.

Elbette ki Din Esaslarına Dayalı İtaat Kültürü toplumun günlük yaşamına dayanıp da kişilerin yaşam biçimine müdahale çizgisine gelince tepkiler içsel olmaktan çıkıp dışa vurulmuştur.

Bu “müdahaleci tehdit”, başbakanın üslubunda, tutumunda, dilinde simgeleşmiştir ama temel çok daha derindedir.

İşin temeli, dünya görüşüdür.

İşin temeli, yaşam felsefesidir.

İşin temeli bilinç mi, inanç mı ikilemindeki tercihtir.

Laik dünya görüşü ile teokratik dünya görüşü çatışmaktadır.

Akılcı sorgulayıcı dünya yaşamı ile itaate, biata dayalı öbür dünya yaşamı çatışmaktadır.

Bilinçli birey, yurtsever yurttaş ile inançlı mürit, itaatli ümmet anlayışı çatışmaktadır.

Toplumdaki gerilimin temel kaynağı budur.

Çözüm nerede mi?

Dayatmacı siyasal iktidarla çözüm olamaz.

Bu dayatma çatışma yaratır, ayrımcıdır, tehdit edicidir, cezacıdır.

Benden mi – ondan mı ayrımcılığını temel kabul ederek zorla dayatan siyaset, yerini bütün toplumu kucaklayan bir siyasal iktidara bırakmalıdır.

Halk, gücünü sandıkta göstererek, yeni bir siyasal iktidarı ülke yönetimine taşımalıdır.

Bu yeni siyasal iktidar dış güçlerin piyonu olmayan “bağımsız”, inançlar karşısında “laik”, zora dayanmayan her türlü görüşe özgürlük sağlayan “demokrat”, gelir dağılımını dengelemeyi amaçlayan “adaletli ekonomi yöneticisi”, yurttaşlar arasında yandaş olan – olmayan ayrımı yapmayan “insancıl” bir iktidar gücü olmalıdır.

Bu düğümü çözecek olan da siyasettir ve siyasal partilerdir.

CHP en büyük muhalefet partisi olarak bu bağlamda harekete geçmelidir. İşçi Partisi olsun, öteki sol partiler olsun hepsi de ortak bir seçim platformunda güçlerini birleştirmelidir.

Tek çözüm sandıktadır.

Şimdiden. Gün kaybetmeden. Saat geçirmeden…

 

KOOP – C Genel Kurulu İzlenimleri

 

09 Haziran 2013, Pazar günü yaptığımız Olağan Genel Kurul ve sonrasında video gösterimli Taksim Gezi Parkı Direnişi konulu toplantımız beklediğimiz gibi olgun, yapıcı ve geleceğe dönük bir buluşma oldu.

O günün sabahında, Çantaköy’de bulunan sosyal tesisimiz Cumhuriyet Mahallesi İlhan Selçuk Kırevi’nin arkadaşlarımız Kemalettin Çelenk, Mehmet Süer, Selim Kırılmaz tarafından temizlenmekte olduğunu gördük ve bu dayanışmaya Huri Meryem Atabek de fiilen katılarak salon hazırlandı.

Genel Kurulumuz bilinçli ortaklarımızın katılımıyla son derece dikkatli, yapıcı, katılımcı bir atmosferde gerçekleşti.

Açılış ve saygı duruşunu yöneten II. Başkan Kemalettin Çelenk Kongre yönetimini, seçilen başkan Ahmet Ülkü Güleç’e bıraktı. Yazmanlığa Elvan Engin Karaküçük’ün, Oy Sayım Memurluğuna Huri Meryem Atabek’in seçildiği Başkanlık Divanı başarılı bir yönetim ile çalışmaları sürdürdü.

Başkan Dr. Erdal Atabek’in konuşmasından sonra çalışmalara geçildi. Yönetim Kurulu Raporu, Denetim Kurulu Raporu, bilanço ve gelir-gider tablosu, 2013 yılı iş izlencesi ve tahmini bütçe okunarak oylamaya sunuldu.

Raporlar ve iş izlencesi ile tahmini bütçe oybirliği ile kabul edildi. Bilanço ve gelir-gider tablosu oybirliği ile onaylandı.

Yönetim ve Denetim kurulu oybirliği ile ibra edildi (aklandı).

Mahalledeki yolların düzeltilmesi, otlar konusu ve başıboş köpeklerin dile getirildiği sorunların ele alındığı dilek ve temennilerle Genel Kurul çalışmaları sonlandı.

Sonra Taksim Gezi Parkı Direnişi toplantısına geçildi.

Genel Sekreter Rafet Akalın’ın hazırladığı video gösteriminden sonra salona hakim olan gergin sessizlik olayların nasıl bir tepki ile karşılandığını ortaya koyuyordu. Görüntü ve ses düzeni için dostumuz Besim Yılmaz’a teşekkür ediyoruz.

Bu direnişin nedenleri ve yapısı üzerinde konuşmalar yapıldı. Bütün katılımcılar bugüne gelişin siyasal iktidar tarafından  adım adım sürdürülen politikalar olduğu üzerinde durdular. AKP ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın artık açık biçimde ayrımcı bir siyaset izlediği belirtildi. Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasadan başlayarak hayatın her alanında ortadan kaldırılmak istendiği, yerine de Din Esaslı İtaat Kültürü’nün getirilme hedefinin açık bir çatışmanın temelini oluşturduğu belirtildi.

Toplantı, çalışmaların, seçimle bu iktidarın değişmesi doğrultusunda sürdürülmesi istemi ile sonuçlandı.

Kişisel izlenimim, artık AKP iktidarının moral iktidarı kaybettiği, bu kaybı zorbalıkla telafi etmek istediği yönündedir.

Ancak, moral iktidarı kaybeden bir siyasal hareket gitmemekte direnirse hem kendisi aleyhine hem de ülke huzuru aleyhine bir yola girmiş olacaktır.

Hepimize düşen görev, soğukkanlı olmak, mücadeleyi demokratik kurallarla sürdürmek ve siyasal iktidarı değiştirmek için çalışmaktır.

Olağan Genel Kurulumuzdan ve Taksim Gezi Parkı Direnişi Toplantımızdan bu izlenimleri aldım. Bütün katılımcılarımızla ve dostlarımızla bu izlenimimi paylaşmak istiyorum.

17 Haziran 2013, Pazartesi günü Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanan yazım ile (arka sayfada) birlikte sevgi ve saygılarımı sunuyorum…

                                                                                                      Dr. Erdal Atabek

KOOP-C Başkanı

‘Atatürk Cumhuriyeti Bana Emanet Etti…’

Erdal Atabek

Söz Orhan Karaveli’nin.

Cumhuriyet Mahallesi’nde düzenlenen ‘İlhan Selçuk ile Yaşamak’ başlıklı toplantının konuğu olan değerli yazar bu sözleri büyük bir içtenlikle söylüyordu.

Silivri Çanta’da İlhan Selçuk Kırevi’nde yapılan toplantı büyük ilgi görmüştü.

KOOP-C tarafından düzenlenen ‘Yaz Söyleşileri’ ‘Aydınlanma Dostları’nı bir araya getirmişti.

Aydınlanma.

Ortaçağ karanlığından kurtulup insan aklını, insan iradesini insanın yaşamına egemen kılma uğraşının adıydı Aydınlanma.

Engizisyonla, aforozla insanları sindiren Katolik kilisesi yüzyıllar süren uzun bir mücadeleden sonra ‘dini insanın inancına, dünya yaşamını insan aklına iradesine’ bırakan Rönesans ve Aydınlanma ile yeni bir uygarlık dönemine giriyordu.

Bu kavramlarla tanışan ilk İslam toplumu da Türkiye olmuştu.

Mustafa Kemal Atatürk, büyük bir mücadelenin sonucunda saltanatı ve halifeliği kaldırmış, laik Türkiye’yi kurmuştu.

Biz Cumhuriyet kuşaklarıydık.

Atatürk, Cumhuriyeti bize emanet etmişti.

Orhan Karaveli de bunu söylüyor, büyük bir sorumluluğu kişisel misyonu olarak tanımlıyordu.

İlhan Selçuk da Aydınlanmanın seçkin bir aydınıydı.

Bu uğurda yaşamını ortaya koymuş, bu uğurda canını vermişti.

Şimdi Türkiye’de yaşananlar da bu mücadele için yaşanıyordu.

Toplantıda Tevfik Fikret de anıldı.

Aydınlanmanın bu büyük düşünce insanı şair Tevfik Fikret yaşamını bu mücadeleye adamıştı, Mustafa Kemal’in ilham kaynaklarından birisiydi.

O gün çok heyecanlı bir toplantı yaşadık.

Orhan Karaveli, Milliyet gazetesi adına Berlin’de bulunmuştu ve İkinci Dünya Savaşı’nın (1939-1945) ertesinde yaşanan büyük trajediyi görmüştü.

Nâzım Hikmet’i tanımıştı.

Son derece akıcı bir dille, heyecanı hiç azalmayan bir tempoyla yaptığı sürükleyici konuşması sonuna kadar aynı yoğun ilgiyle izlendi.

Peki, bu toplantı bize neler düşündürüyordu?

***

Biz bize konuşmalarla yetinmemeliydik.

Toplum, gündelik yaşamının içine kapanarak yaşamamalıydı. Dünya görüşümüzü, yaşama bakışımızı ‘insan aklına, insan iradesine’ dayandıran Aydınlanma kültürü toplumun her katmanına yeniden anlatılmalıydı.

Neden laik eğitim?

Neden laik hukuk?

Neden laik sanat?

Neden laik edebiyat?

Neden laik yönetim?

Neden laik düşünce?

Neden laik yaşam?

Türkiye’de laiklik üzerinde yapılan tartışmaların tehdit ettiği aslında Aydınlanma kültürüdür.

Eğer bu kültür üzerindeki tehditler hedefine ulaşırsa laiklik yerini dogmatik olana terk etmek zorunda kalacaktır. Bu da Türkiye’nin 1923 öncesine dönmesi demektir.

Özgür düşüncenin kaleleri olması gereken üniversiteler susturulmuştur.

Eğitim kurumları siyasal etkiler altında dinsel eksene kaydırılmaktadır…

Hukuk ve adalet kurumları siyasallaşmıştır.

Basın ve medya baskı altında kontrol edilmektedir.

Özgür düşünce her alanda tehdit ve baskı altındadır.

Bu durumda ülkeyi kurtaracak olan Aydınlanma kültürünün anlatılması, yaygınlaştırılmasıdır.

Bu kültüre dayalı politika toplumu etkileyecektir.

Aydınlanma kültürünün her alandaki temeli ‘laik olmaktır’.

Bu kavramı dinsizlikle eşanlamlı gösterip kaldırmaya çalışmak sadece dogmatizmin egemen olmasına yarayacaktır.

Dogmanın da sorusu, eleştirisi, tartışması olamaz.

Yetkili emir verir, yetkisiz boyun eğerek emre uyar.

İşte bu.

Demokrasi denilen de birkaç yılda bir sandığa gidip ‘yetkili’yi seçme işleminden ibaret kalır.

***

Bu toplantı hepimize bunları anlattı.

Hepimize bunları bir kez daha düşündürttü.

Bir kez daha görev başına çağırıldık.

Orhan Karaveli; ‘Atatürk Cumhuriyeti bana emanet etti’ dedi.

Hepimiz görev başına çağrıldığımızı anladık.

Görev başına!

Cumhuriyet bize emanet.

Şimdi ve daima…

9 Temmuz 2012 – Cumhuriyet

Kaynak: http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=350656